Ruhumun haliyet-i ruhiyesi

Asla inanamadım mucizelere sanırım. Ben yaratmaya çalıştım hep mucizelerimi. “Ne kadar ekmek o kadar köfte.” hesabı. Hiç izin vermediğimden mi bilmiyorum ama umudumun hep kendi kontrolümün altında olmasını sevdim. Köklerimi hep o karanlık toprağa gömdüm mesela. İstemedim umudumu kimse kazsın da bulsun sonrasında da yeşertsin.

Hep akşamüstlerini sevdim ben. Güneşin batması daha çok güven verirdi bana. Ardında bıraktığı pembeli kızıllığı sevdim. 24 saatlik bir günün o yarım saat bile sürmeyen kısmında yaptım sahil kenarında yürüyüşlerimi. Kumsala vuran dalga seslerini dinledim hep. Hatta belki de en huzur bulduğum an kulaklığımın birini çıkarıp etrafımı dinlediğim zamandı.

Geç uyumayı alışkanlık edindim kendime. Gecenin köründe ayakta kalmayı sevdiğimden değil hep ertesi gün için içimi kaplayan korkudandı. Uyuyarak gün geçsin kafasından çıkamadım asla.

Hep çabalamak istedim bir şeyler güzel gitsin diye. Yordu da bu kimi zaman beni. Hiç pes edemedim ama. Korktum bir yandan hayatı kaçırmaktan. Tek düze siyah ve beyaz sevdamın solmaya başladığını fark ettim. Belirsizliği sevmeye başladım ardından çünkü hikayelerin sonunu kendi kafamda yazdığımda daha çok heyecanlanabildiğimi fark ettim.

Bir de o kadar çok duvar örmüşüm ki önümü göremiyorum. Bir yandan da biri tırmansın o duvarı, baksın bana ordan istiyorum. Görünen köy kılavuz istemez belki ama göründüğüm kadarı mıyım gerçekten? Duvarlarımın ardında yatan kız sonsuza kadar saklanmaya mahkum mu? Kimsenin aklında yarattığı kişi değilim ben çünkü. Hele uzaktan göründüğüm kişi hiç değilim. Aklındakileri unutup gerçekten bana baktığında gördüğün kişiyim. Yazdıklarımla, yazamadıklarımla, duvarlarımla, uyku problemlerimle, içimdeki saklı melankolikle benim.

Hem olduğum kişiyi gün yüzüne vurmak hem de hayal kurmaya devam etmek istiyorum. İnanıyorum hala hislerime, doğrulara, iyiliğe. Yaşamda bundan ibaret değil mi? Sakladığınız benliğinizi kısık ateşte kavurup inandıklarınızla yoğuruyorsunuz.

‘Dayanamıyorum artık.’ dediğim her anda yeni bir yol arayışında oluyorum işin aslı. Devam ediyorum. Dur durak bilmeden inandığım gibi yaşamaya devam ediyorum. Biraz da kendi mucizelerimi yaratmaya çalışıyorum.

Özetle şimdi karmakarışığım. Düğümlerimi teker teker ellerimle çözeyim diye nasır tutmuş parmaklarım. Uzun uzun taradığım saçlarımın ufak bir rüzgarla karman çorman olduğunu bilen ben, bütün bu üstüme durmak bilmeksizin gelen dalgaların tüm duygularımı tekrar düğüm yapacağını nasıl bilememişim. Nasıl açık denizlerde en diplere dalmaya çalışırken bu kadar dibe batmayı göze almışım?

Düğümleri açmak sadece bir başlangıçmış. İpler tekrar özgürce bir o yana bir bu yana sallanırken bile tutmak gerekiyormuş tekrar düğüm olmasınlar diye. Hal böyle olunca, göze alamam pekala tekrar düğümlenmeyi. Ne kadar özgür ve stabil olmak isterseniz isteyin, kendi sınırlarınızı çizmediğiniz sürece hürleşmiyor, aksine istek ve arzularınızın kölesi oluyorsunuz.

Dalgalarla boğuşuyorum ama, yaşadığım sarsıcı bir şey de yok. Kuru kalabalık ya da ‘Saldım çayıra yukarıdaki beyefendi kayıra.’ psikolojimdendi belki de hepsi. Bu kez göklerin ardında, bulutların üstünde değil de denizin en derinliklerinde arıyorum kendimi.

Posted in: Genel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.