Taviz, yontulmaya karşı

Bence hepimizin az çok fikrinin olduğu bir konuya kendi bakış açımla değineceğim bu gece.”Hem romantik hem de arkadaş ilişkilerinde asla kendi kişiliğinizden ödün vermemeniz gerekiyor.” tarzı radikal laflarla karşınıza geçmeyeceğim fakat “Olduğunuz kişiye sıkıca bağlanıp azıcık da olsun yontulabilirsiniz.” düşüncesine sığınacağım.

Çok basit bir örnekle başlıyorum, bir arkadaşınız var ve onu çok seviyorsunuz mesela. Rahatsız olduğunu bildiğiniz ya da olabileceğini düşündüğünüz konularda nasıl davranırsınız? Akıl sağlığınız yerindeyse zaten buna dikkat eder ona göre hareket edersiniz. Ona verdiğiniz değer bir noktada ağır basar ve elinizden geldiğince onu kırıp dökmemek için çabalarsınız, değil mi? Ben buna taviz değil de biraz yontulma diyorum. İstediğiniz kadar sert mizaçlı ve özgürlüğünüze düşkün kafa yapısında olun, birine değer verdiğiniz an zaten durup düşünürsünüz karşınızdakini ne şekilde üzmeyeceğinizi.İlişkiler de buna bağlı tamamen bence zaten. Karşınızdaki sizi olduğunuz gibi kabul eder, siz onu olduğu gibi kabul edersiniz ve bu aşamadan sonra devreye “empati” denilen zımbırtı girer. O yüzden kimsenin “Ben böyleyim, beni değiştiremezsin. Ben yapmak istedim ve yapıyorum, senin yorum hakkın yok.” laflarına inanmıyorum ben. Demek ki verdiğin bir değer de yok sevgi de yok.

Gelelim biraz da romantik ilişkilere. Ben sevginin bütün o toz pembe gözlüklü, çiçekli böcekli hayal dünyasına zaten inanıyorum. Bu konuda pek de pesimist olmayı beceremedim hiçbir zaman. Lakin, “sevgi” bu denli kuvvetliyse ve nitekim sizi siz yapan bütün o değerlere paralel ilerleyip hayatınıza bir hayat daha katıyorsa, tam da o an “Ben kendi istediğimi yaparım” moduna girmek bana inanılmaz saçma geliyor. Ben size demiyorum ki sevdiğiniz insan uğruna her şeyi yapın. Sadece diyorum ki, sevmek sadece hoşlanmak vesaire değildir. Birini sevip ona arkanızı zaten dayayabiliyorsanız, onun sizin olduğunuz kişi olarak sevdiğini ve sizi değiştirip özgürlüklerinizi kısıtlamayacağını bilirsiniz. Çok da değil birkaç saniye oturup derdini anlamaya çalışmak çok da zor olmasa gerek.

Bana kalırsa kendinden ödün vermemeye çalışıp ilişki içerisinde deyim yerindeyse kafasına göre takılan insanlar zaten kişiliğini oturtamamış bireylerdir. Karşınızda kim olursa olsun, insan kendinin değişmeyeceğini bilir çünkü. Hatta ve hatta, sevgi olgunluk ister. Sevip sevilebilmek, biriyle ilişki kurup devam ettirebilmek olgunluk ister. Kendi ayaklarının üstünde durabilen bir insan sevebilir ancak zaten. Öbür türlüsü yangından mal kaçırır gibi bel bağlamaya dönüyor.

Ben gerçekten değer verdiğim ve sevdiğim sürece her şey için çabalarım. Hatta insanları kırmamak uğruna kendimi yontmaya da dünden hazırım ama karşımdaki benim gibi düşünmediği takdirde tek kırılan ben oluyorum. İlişki eğer iki veya daha fazla insan arasında bağ ve yakınlıksa bu denli önemli bir can damarını ipin ucunda oynatma mantalitesini anlayamıyorum. İnsan konuşa konuşa anlaşıyorsa, empatinin olmadığı yerde zoraki iletişim kurma çabası nedir ki zaten? Bomboş bir uğraştan başka bir şey değildir. Dünyada sadece bu konuda bu kadar “saçma” ve “saf” düşünen insanın ben olmadığını da biliyorum ama neden benim karşıma çıkmıyor o zaman. Yahu, benim amacım hiçbir zaman kimseyi değiştirip kısıtlamak olmadı. Rahatsız olduğum konularda destek ve iç rahatlatması istedim sadece. Hassas noktalarımda bir çaba istedim belki de en fazla. Ben kendimi yontmuşsam karşımdakinden de azıcık hassasiyet istedim. Biri bütün ilişkimizi değmeyecek bir konuda incecik ipte oynatmasın, buna değer versin istedim. Birinci planda olayım, yok her şey bana göre şekillensin demedim ki ben hiçbir zaman.

Kendimi anlatıyorum da anlatıyorum ama ben de bir sorun var herhalde çünkü yerimde sayıyorum. Karşınızdakinin sizi anlayabildiği kadarsınızdır demiştim taa evvelde, o zaman gelen cevapla şu ankinin arasında dağlar varmış gibi hissediyorum.

İçimde bir yerlerde bir şeyler yitip gidiyor, en çok ona üzülüyorum. İstanbul’un üstüne çöken toz bulutu yağmurla üstüme çamur çamur yağıp kamufle etsin beni istiyorum. Şöyle birazcık, uzaklaşmak istiyorum bütün bu düşüncelerden. Soğuk ve keskin esen rüzgarın şu an bedenimde bıraktığı bütün acıyı hissedebiliyorum. Bu da yaşanmalıydı, diyorum kendime. Sonra fikrim değişiyor, hiç yakışmıyor bu ilişkilerime diyorum. Benim de kafam karışık aslında çünkü. En az küçük kuzenimin anneme “enişte” demesi kadar karışık benim de kafam. O yaşlarda anlam kavramlarının oturması felaket zor zaten, ben bu yaşımda hala yapamıyorum demek ki.

Bir kere daha mutsuzken bloguma sarılıyorum. Bu da geçecek çünkü biliyorum. Her şey geçip gitse de sadece ben ve yazdıklarım kalacak bunu da biliyorum. Ama işte, her şey de geçmesin istiyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: