11 Şubatmışmış

Herkesin bir durup durup aklına gelen biri vardır ama benim nedense durduk yere değil sürekli aklıma takılan biri var. Belki bin kez değil sadece bir kere tüm nefretimi söverek yazdım bu kişi hakkında. Fakat çok da derinde olmayan bir yerlerde o kadar çok sızlıyor ki içim.

Başladım madem yazmaya, içimi dökeceğim bu gece. Bir aydır ya da belki daha uzun bir süredir içim içimi yiyor. Belki yazar, belki barışabiliriz diye ama ben de farkıdayım tüm köprüleri yaktığımın. Başta sadece ultimatom vermeye çalışmıştım, kabul ediyorum ama bir şeylerin düzelmesini istedim sadece. Belki kaybetme korkusu sarar onu, belki aklı başına gelir diye ama gözümün önünde çürüyüp giden senelerin biraz değersizleştirdiği ve kaybolan arkadaşlığı sadece ben görememişim. Karşı taraf için bir anlamınız kalmadığını anladığınızda sizde geri kalan sadece afallama duygusu oluyor. O kadar çok inanıyordum çünkü bütün sarf edilen sözlere, bunların sabun köpüğü gibi eriyip gideceğini asla düşünememiştim.

Benim huyumdur, bazen gerçekten kendimi mutsuz etmek için yer ararım. Bu sefer mutsuz olmamak ve umursamamak için gerçekten çok çabaladım. Aklıma geldiği an üstünü kapadım. Belki milyon kez kendi kendimi teselli ettim çünkü şu saniyeden sonra asla düzelmeyeceğini biliyordum. Savaşmadım bu üzüntümü aşmak için pek yani açıkçası. Bilinçaltıma işlediğini pek de fark edemedim herhalde çünkü ben üstünü kapadıkça ayaklarım beni ona götürdü. Kaç kere onu eve bırakırken geçtiğim yoldan giderken buldum kendimi. Şu sağa çekip arabada salak salak ağlama olayını da yaptım lakin ne bir işe yaradı ne de ben kendime gelebildim.

Her şeyden daha tehlikelisi arkadaşlıktır belki. Çoğu şeyinizi en içten şekilde paylaştığınız insan hayatınızdan durduk yere çıkınca o boşluk orada öylece kalıyor.

Hatırlıyorum şimdi, benim yediğim kazıkların hiç haddi hesabı yoktur. Bir gün ona yine bunlardan dert yanarken “Bak ben bunları yapmayacağım, seni “hep”e inandıracağım göreceksin.” diye söz vermişti bana. Gülüyorum şu an çünkü hep buysa gerçekten inanmak istemiyorum. O zamanlar bu dediklerinin büyük büyük laflar olduğunu idrak edememişim ama şu an görüyorum ki umuta ihtiyacı olan birinin eline kocaman sözler verirseniz, uzaklaştığınız an daha da içine çekiliyor. Ben sırtımı ona yaslamıştım, eşeğimi pek de sağlam olmayan bir kazığa bağlamışım.

Her şeye rağmen, belki doğum günümü kutlar dedim en azından, yanılmışım. Neden böyle bir beklentiye soktum kendimi ona da bilmiyorum çünkü “Benim için artık yoksun.” diyen de bendim ama olur ya işte, ben o kadar da hazır değildim bu kayıba.

Herhalde bundan sonra, belki de gerçekten asla ve asla kimseye bel bağlamamayı öğrenmem gerekiyor. Öğrendim de sayılır ama tek problem belki bir şeyler düzelir de tekrar ona bel bağlarım düşüncesi aklımdan çıkmıyor. Her zamanki ben, her zamanki saçmalıklarım.

Şimdi son sözümü veriyorum kendime, 11 Şubatı bomboş geçirirsen hakkaten kafamdan atabilmek için uğraşacağım. O zamana kadar bu “Yok abi ne umursayacağım?(!)” moduna devam.

Bütün bunları yazdıktan 3 saniye sonra Irmakar tabiki rahat duramadı ve bir şeyler karıştırdı. Yukarıdaki beyfendi, sen benim aklıma mukayet ol.

  1. the school of life… bu youtube kanalında bu tür sorunlarla ilgili çok faydalı bilgiler bulabilirsiniz 🙂

    Beğen

    Cevapla

    1. aydınlattığınız için çok teşekkür ederim, bakacağım hemen! ☺️

      Liked by 1 kişi

      Cevapla

  2. Hoş bir yazı olmuş.

    Beğen

    Cevapla

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: