Zamana bırakmak, belirsizlikler ve biraz posa

Dünya üzerinde en keyfimi kaçıran şeyler belirsizlikler. Bazıları bundan keyif alır ya da en azından sabreder ama ben bir türlü dayanamıyorum. Mükemmeliyetçi falan değilim, hatta birçok şeyin mükemmel olmaması bende güven uyandırıyor ama içinde bulunduğum bir durumu zamana bırakmam gerektiğinde yolumu şaşırmış gibi hissediyorum. Sonuçla gelinsin bana mesela, iyi ya da kötü fark etmez ama olayın gidişatını bileyim en azından.

Tamam kabul ediyorum bazı noktalarda gerçekten çok kontrol manyağıyım hatta birtakım şeyler kontrolüm dışında geliştiğinde kendime çok yükleniyorum ama bir türlü kurtulamadım şu huyumdan.

Yok yani neymiş, zaman her şeyin ilacıymış. Öyle bir şey yok. Tamam hadi 1-2 saat dayanırım, bilemedin 1-2 gün ama sonra cıvatalar atıyor bende. Yok yani ne başka bir şeye odaklanabiliyorum ne de aklımın dinginliğinde nefes alabiliyorum.

Sabretme konusunda hiçbirimizin peygamber sabrına sahip olduğunu düşünmüyorum. Hepimiz belki yaşadığımız dört nala giden hayat yüzünden ya da dünyanın bazen yakalayamacağımız kadar hızlı dönmesinden dolayı koşturdukça koşturuyoruz. E haliyle insanın bu kadar hıza alıştıktan sonra durgunluk halinde ya da daha beteri olan “bekleme” halindeyken nevri dönüyor.

Belki bu kadar hızlı yaşamak ve bazı şeylerin hala üstünde dumanı tüterken sonuca bağlamak pek de mantıklı görünmüyor ama henüz yaralar açıkken ya da en azından tuzu kurumadan bekleme moduna geçtiğimiz an insan kendiyle başbaşa kalıyor. Ne yalan söyleyeyim, birinden zaman istediğim durumlarda ya da kendimi kapadığım ve beklediğim anlarda tek başımayken daha da zorlanıyorum aslında. Çünkü düşüncelerimle başbaşa kalmayı her ne kadar çok sevsem de konuşarak halledilebilecek şeyler yerine benim olaylar üzerinde gereksiz bir şekilde zamanıma zaman katarak beklemem bazı şeyleri yokuşa sürüyor.

Herkesin sorun çözme yöntemi tabikide farklıdır ama ben beklemeyi sevmiyorum. Ucunda iyi bir şey de olsa, o an bunu asla idrak edemediğim için deyim yerindeyse karalar bağlıyorum.

Şimdi gece gece neyi beklediğimi merak ediyorsunuz belki de, ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Derdime derman yok diye girişmeyeceğim konuya ama başından beri söylediğim gibi, bırakamıyorum zamana. Zamana bırakılmak zorunda kaldığımda da en dibe çöküyorum. Şu an gerçekten taze sıkılmış portakal suyunun dibine çöken posa gibi hissediyorum. Bütün yararlı vitaminlere sahibim ama sonuçta posayım, işlevsizim ve bir şey yapamıyorum. Meyve suyunun bittiği anda ve artık pipetinizin ucuna zorla gelen posa. O pipet benim bekleme sürecim şu an. Ama gün sonunda o posayı kimse pipetle çekip içmediği için güme gidiyor.

Neler neler anlatıyorum yine bilen yok tabiki. Yazının başlığını posa koyacaktım ama utandım biraz. En azından wordpress’te gayet güzel edebi yazılar yazan arkadaşlarımdan utandım çünkü ben gecenin bilmediğim bir saati kafanızı posaya benzediğimle ilgili ütülüyorum. Daha fazla saçmalamadan uyuyacağım sanırım.

Posted in: Genel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.