Bir garip düşünce salatası

(Okurken arka fonda dinleme önerisi! https://youtu.be/A-Tod1_tZdU )

Kendi kafanızda değiştirebileceğinize inandığınız ve geçmişinizde büyütüp olgunlaştırdığınız ama özünde hala aynı olan kişiye sırf ona karşı hisleriniz var diye ikinci bir şansı vermek aptallıktır. Ben size gelip aynı bardaktan iki kere su içilmez edebiyatı yapmayacağım çünkü insanların değişebileceğine inanıyorum. Ama bence bu sadece kişinin kendi iradesi ile çabalanırsa olabilecek bir şey. Durup dururken kimse kendini değiştirmez ki! Neden değiştirsin?

Biriyle tanışıyorsunuz, arkadaş oluyorsunuz hatta çok keyifli vakit geçiriyorsunuz. Buraya kadar her şey tama, ama ya sonrası? Sizi güvende hissettirmeyen hatta değersiz hissettiren bir davranışı ortaya çıkıyor mesela. “Bu kişiyi böyle kabul etmeliyim.” diyorsunuz. Hadi buna da eyvallah. Ama yahu, yok mu sizin bir sınırınız? Herkesi olduğu gibi kabullenip hayatımıza alsaydık çevremizde tonlarca hırsız, tecavüzcü, ya da (bence en önemlilerinden biri) bizi değersiz gören insan olacaktı. Öyle ya da böyle, kendinize verdiğiniz değerin en minimum halini bile size vermeyen insanların hayatınızda işi ne?

Evet; çok yakışıklı belki, belki süper entellektüel ve yüreğinizi yerinden oynatıyor. Yeterli mi bu? Bence en dikkat edilmesi gereken kriter size değer verip vermemesi ve size duyduğu saygı.

Bazen kabul ediyorum ben de kendimle ters düşüyorum. Hissettiğim şekilde yaşayıp gerçeklerden kaçıyorum ama bu değiştirmek istediğim bir huyum mesela. Farkındayım, çabalıyorum, olduğu kadar artık. Bir gün olacak, ona da eminim. Ha gayret.

Diyeceğim şu ki, hisleriniz ancak karşınızdakinin size hissettiği kadar tatmin oluyor. Bunlar ancak karşınızdakinin hisleriyle doyuruluyor. 

Bazen hayalkırıklığı bazen mutluluk getiriyor. Kimimiz kalın duvarlar örüyoruz zarar görmemek için, kimimiz de bir sonraki macera için hazırlıyoruz kendimizi. İki şekilde de incinmemek için mantığı devreye sokmak gerekiyor belki de. Zaten hayat hislerin kısık ateşinde kavrulduktan sonra mantıkla yoğurulmuyor mu? Bir şekilde ikisini beraber yürüttüğünüz zaman yerden kesilmiş ayaklarınız kendini yere sağlam basıyormuş gibi hissediyor.

Şimdi gece gece nereden esti bunlar aklıma? Ben de bilmiyorum. Arafta gibi hissedersiniz ya bazen. Aslında mutlusunuzdur ama içinizdeki boşluk sizi huzursuz hissettirir. Ben bunun tanısını koydum sanırım. Ne zaman durağanlığa alışsam böyle hissediyorum. Çağımızın hastalığı mutsuzluk ya, kafa oraya vuruyor. Sahi ya, çağımızın hastalığı mı mutsuzluk yoksa bizi mutsuzluğa sürükleyen çağımız mı? Bunu da başka bir yazımda kaleme alırım bir gün, şimdilik kafanızı daha fazla şişirmiyorum.

**Yazmanında bir adabı vardır bu arada, yoğurttan bahsedip ayrana bağlarsınız mesela en sonunda. Ya da maksimum milkshake’e. Ben yoğurttan bahsedip zeytinli açmaya bağladım sanırım. Kusuruma bakmayın bu sefer.

(📸: Kayra Tezcan)

Posted in: Genel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.